Özellikle KHK’nın getirdiği ek ödeme kapsamı dışında
tutulan öğretmen, öğretim görevlisi, din hizmetleri sınıfında görevli personel,
hekim dışı sağlık personeli, Maliye Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, TSK
personeli, Emniyet personeli gibi kamu görevlileri ile fazla mesai, döner
sermaye, ikramiye ve tazminatları kesilerek ücretleri düşürülen personelin
sorunları üzerinde duran Koncuk, ek ödemeden kamu görevlilerinin yalnızca
%40’ının faydalanacağını, kamu görevlilerinin %60’ının ise mağdur edildiğini
beyan etti.
“Adalet, devletin temeli olarak ancak varlığı da
yokluğu da paylaşmakla tecelli edecektir. Bir kesimin ihya edilip bir başka
kesimin ihmal edildiği bir sistemin adalet getirmesi mümkün değildir.” diyen
Koncuk, aksaklıkların giderilmesi için bir an önce sendikalarla çalışmalar
yapılması gerektiğini belirtti.
Genel Başkan İsmail Koncuk’un Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’a gönderdiği mektup şu şekilde:
Sayın Başbakanım,
Türkiye Kamu-Sen olarak yıllardır
kamuda ücret adaletinin sağlanması için mücadele etmekteyiz. Bugüne kadarki
mücadelemizde yatay ve dikey anlamda ücret adaletinin sağlanmasını, kamu
görevlilerimizin maaşlarıyla ilgili faaliyetlerimizin temeline aldık. Yatay
ücret adaletinin, unvan ve nitelik itibarı ile birbirine yakın olan kamu
görevlileri arasındaki maaş farkının kapatılması; dikey ücret adaletinin ise
hiyerarşik sıralamada herkesin makul ölçülerde bir ücret alması ve en çok ücret
alanla en düşük ücret alan arasındaki farkın kabul edilebilir seviyeye
getirilmesi ile sağlanacağını belirttik.
Adalet, yalnızca eşitler arasında
sağlanan bir denge değil, eşit olmayanların pastadan adil pay almasıyla
ulaşılabilecek bir olgudur. Buradan hareketle Türkiye Kamu-Sen’in yıllardır
mücadelesini verdiği ücret adaleti; görevleri, sorumlulukları ve nitelikleri
aynı olan fakat farklı kurumlarda bulunmaları nedeniyle ücretleri farklı olan
kamu görevlilerinin maaşlarının eşitlenmesi, bunun yanında hiyerarşik anlamda maaşlar
arasındaki makasın makul bir seviyeye çekilerek, herkesin kabul edebileceği
normlar çerçevesinde düzenlenmesiyle mümkün olacaktır. Ancak eşit işe eşit
ücret getirmesi ve kamuda ücret adaleti sağlanması amacıyla hayata geçirildiği
belirtilen 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ne yatay ücret adaleti ne de
dikey ücret adaleti tam olarak sağlanabilmiştir. Ücret adaleti, çok yönlü bir
unsurdur ancak ilgili kanun hükmünde kararname ile farklı kurumlarda emsali
bulunan unvanlarda çalışan kamu görevlilerinin maaşları ek ödeme yoluyla
eşitlenmiş, kamu görevlilerinin büyük çoğunluğunu oluşturan öğretmen, din
görevlisi, hekim dışı sağlık personeli, polis, subay, ast subay, profesör,
doçent, yardımcı doçent, araştırma görevlisi, Maliye Bakanlığı, Sosyal Güvenlik
Kurumu çalışanları gibi birçok kamu görevlisi görmezden gelinerek bu personele
herhangi bir artış yapılmamıştır. Ayrıca 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
eki II sayılı cetvele tabi olarak çalışan personelin de ek ödeme oranları aynı
kalmıştır. Bu yolla, kamuda istihdam edilen personelin yaklaşık %60’ına hiçbir
artış yapılmayarak bir mağduriyet doğurulduğu gibi öğretmen, öğretim görevlisi,
profesör, din görevlileri, sağlık görevlileri gibi son derece önemli ve kutsal
görevler ifa eden kamu çalışanları, en düşük maaş alan kesim haline
getirilmiştir.
Öyle ki bir müsteşarın ek ödeme
miktarında 759 TL, genel müdür yardımcısının ek ödeme miktarında 722 TL artış
yapılmıştır. Ayrıca üst düzey kamu personelinin maaş ve tazminat sistemi
değiştirilerek, ücretlerinde başkaca artışlara da gidilmiştir. Diğer bazı
personele de sınırlı da olsa getirilen artışlar memnuniyet verici olsa da Eğitim
Öğretim hizmetleri Sınıfında ve aynı derecedeki öğretmen, öğretim görevlisi,
profesör, Din Hizmetleri Sınıfındaki din görevlisi, Sağlık Hizmetleri
Sınıfından hekim dışı sağlık personelinin, Maliye Bakanlığı, Sosyal Güvenlik
Bakanlığı gibi kurumlarda çalışan personelin ücretlerinde hiçbir artış olmamıştır.
Böylelikle ek ders ücreti almayan bir öğretmenin maaşı 1600 TL dolayında bırakılarak,
kamudaki en düşük maaş seviyelerine düşürülmüştür.
Ayrıca en yüksek artışlar, daire
başkanı ve üstü unvanlara yapılmış; bu kesimde görev yapanların ücretlendirme
sistemi değiştirilerek, düşük maaş alan memurlarla yüksek maaş alanlar
arasındaki makas daha da açılmıştır. Toplu görüşmelerin başladığı 2002 yılında
en yüksek maaşla en düşük maaş arasındaki fark (ek ödemeler hariç) 8,5 kat
iken; mücadelemiz sonucunda, 2011 yılına gelindiğinde bu makas 4,2 kata kadar
düşürülmüştü. 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen ücretlendirme
ve ek ödeme sistemi sonucunda bu makas yeniden 5,8 kata çıkarılmıştır. Avrupa’da
ortalama 2 ile 4 kat arasında değişen bu makasın ısrarla açılmak istenmesindeki
niyetin adilane olmadığı inancını taşımaktayız. Oysa ücret adaletinin temel
özelliklerinden bir tanesi de sistemin kendi içerisinde dengeli olması ve dikey
adaletin sağlanmasıdır.
Kurumların teşkilat kanunlarında
ve diğer farklı mevzuatlarda öngörülen ikramiye, maktu fazla çalışma ücreti
gibi ödemeler, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca 15.01.2012 tarihi
itibarıyla sona erdirilmektedir. Bu açıdan bakıldığında bazı unvanların ek
ödeme oranlarında yüksek artışlar yapılmış gibi görülürken, aslında kesilen
fazla mesai, ikramiye, tazminat gibi ödemeler nedeniyle hak kaybı yaşanacak,
ücret artışı ya hiç olmayacak ya da sınırlı kalacaktır. Bir tarafta ücretlerinde
hiç artış yapılmayan hatta ücretleri azaltılan kamu görevlileri bulunurken,
diğer tarafta ücretleri yüksek oranlarda artacak kamu görevlilerinin varlığı,
çalışma barışının bozulmasına yol açabilecek bir olumsuzluk oluşturmuştur.
Bununla birlikte Türkiye Kamu-Sen Konfederasyonu
olarak ısrarla üzerinde durduğumuz, kamu görevlilerine yapılan tüm ödemelerin
emekliliğe sayılması ve bu şekilde emekli maaşlarının düşük kalmasının önüne
geçilmesi konusunda bir çalışma yapılmamıştır. Bu noktada ek ödemelerden damga
vergisi hariç hiçbir kesinti yapılmayacak olması, bu ödemelerin emekliliğe
yansımayacağı ve kamu görevlilerimizin emekliliklerinde mağduriyet yaşayacağı
anlamı taşımaktadır. Kaldı ki, bu uygulama ile bir daire başkanının ücretinin
yaklaşık %45’i, en düşük dereceli bir memurun ise maaşının yaklaşık %30’u emekli
keseneği dışında bırakılmakta ve kamu görevlilerimiz emekliliklerinde büyük bir
gelir kaybına uğratılmaktadır. Böyle bir durumda, kamu görevlileri asla emekli
olmak istemeyecekler; idare de rotasyona tabi tutmak, geçici görevlendirme
yapmak gibi farklı dayatma ve baskılarla kamu görevlilerimizi emekliliğe
zorlayacaktır. Siyasetçiler tarafından tüm kamu görevlileri için iller arası
rotasyon getirileceğine dair yapılan açıklamalar, bu düşüncenin en açık
göstergesidir.
Bütün bunların ötesinde TBMM
açıkken, milletin tercihi ile yasama görevini ifa etmek üzere seçilmiş
milletvekilleri görevleri başındayken, kamu kurumlarının teşkilat kanunları,
kamu görevlilerinin maaş sistemleri, kamu istihdam mantığı gibi kamu yönetiminin
en temel esaslarının, kanun hükmünde kararnameler yoluyla, ferman çıkartılır
gibi, millet iradesini yok sayarak, sendikaları görmezden gelip sosyal diyalogu
baltalayarak, meclisin yasama işlevini ortadan kaldırarak değiştirmek,
demokrasiye vurulan büyük bir darbe olmuştur.
Görüldüğü üzere kamuda ücret
adaletini sağlamak için hazırlandığı iddia edilen 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile getirilen sistem, başta öğretmen, öğretim görevlileri, sağlık
personeli, askerler ve Din Hizmetleri Sınıfında çalışanlar olmak üzere, kamuda
çalışanlar açısından yeni adaletsizlikler ve mağduriyetler doğurmuştur.
Adalet, devletin temeli olarak
ancak varlığı da yokluğu da paylaşmakla tecelli edecektir. Bir kesimin ihya
edilip bir başka kesimin ihmal edildiği bir sistemin adalet getirmesi mümkün
değildir. Yapılan düzenlemenin eşit işe
eşit ücret getirmesi, en düşük ortak paydada değil; ancak kimseyi hak kaybına
uğratmadan gerçekleşmesi ile sağlanacaktır. Bunun için de yapılacak düzenlemelerin
muhataplarından kaçırılmadan, yasama, denetleme ve yargı sistemi işletilerek,
ortak çalışmalar yapılarak hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Gecikmiş adaletin, adalet olmadığı
gerçeğinden yola çıkarak, bir an önce 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile
ilgili aksaklıkların, sendikalarla yapılacak ortak çalışmaların sonucuna göre
giderilmesi ve kamuda gerçek anlamda adaletin sağlanarak, kamu görevlilerinin
beklentilerine cevap verilmesi, siz Sayın Başbakanımızdan en büyük isteğimiz haline
gelmiş bulunmaktadır.
Saygılarımla.
İsmail KONCUK
Genel Başkan


