Soğuk bir kış gününde, milyonlarca kamu çalışanı ve emeklinin sesi olmak üzere çağrımıza kulak vererek burada toplandığınız için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Değerli Basın Mensupları,
Kamu çalışanlarının ve emeklilerinin alım gücü her geçen gün biraz daha erimekte, geçim şartları sürdürülemez hâle gelmektedir.
2025 yılına ait enflasyon verilerinin açıklanmasıyla birlikte memur ve emeklilerin maaş artışlarının, gerçek hayat şartları karşısında ne denli yetersiz kaldığı bir kez daha net biçimde ortaya çıkmıştır.
Resmî verilere göre 2025 yılı enflasyonu %30,89 olarak gerçekleşmiştir.
Buna karşın memur maaşlarına yapılan artış yıl içinde %22,5 seviyesinde kalmıştır.
Sonuç açıktır: Enflasyon yükselmiş, maaşlar erimiştir.
Ne yazık ki bu tablo, memur ve emekliler açısından artık istisnai değil, alışılagelmiş bir durum olmuştur.
Nitekim 2024 yılında da maaşlar enflasyonun 15,37 puan gerisinde kalmış; 2025 yılında ise toplamda 18,53 puanlık bir kayıp yaşanmış, bu kayıp ancak sonradan verilen enflasyon farkı ile telafi edilmeye çalışılmıştır.
Buradan bir kere daha açıkça ifade ediyoruz: Enflasyon farkı, zam değildir.
Enflasyon farkı, maaşları yalnızca gerçekleşen enflasyona eşitleyen bir telafi ödemesidir.
Zam ise maaşın alım gücünü artırması beklenen bir düzenlemedir.
Son yıllarda maaş artışlarının sürekli olarak enflasyonun altında kalması, yapılan düzenlemeleri zam olmaktan çıkarmıştır.
Bugün gelinen noktada memur maaşları, adeta ön ödemeli enflasyon farkı sistemiyle belirlenmektedir.
Açıklanan rakamlar, maaşların yalnızca enflasyon karşısında değil; gıda, kira, ulaşım ve temel ihtiyaç harcamalarındaki artışlar nedeniyle alım gücü açısından da ciddi biçimde gerilediğini göstermektedir.
Ortaya çıkan tablo, kamu çalışanları ve emekliler için açık bir ekonomik çıkmazdır.
Tutmayan hedeflerin bedeli, kamu görevlilerine ve emeklilere ödetilemez.
Bu gidişata acilen müdahale edilmesi zorunludur.
Değerli Basın Mensupları,
Memurlarımız 2026 yılının ilk maaşını yarın alacaklar.
Bordrolarında 2025 yılına göre oransal olarak enflasyon farkıyla birlikte %18,6; taban aylığa brüt 1000 TL ve unvan bazında tazminat artışı içeren bir maaş zammıyla karşılaşacaklar.
Bütün bu artışlarla birlikte en düşük dereceli bekar memurun maaşı %22,4 artacak ve 47 bin 500 TL’den 58 bin 200 TL’ye yükselecek.
Ortalama memur maaşı ise %22 oranında artacak ve yaklaşık 52 bin 500 TL’den 64 bin 100 TL’ye yükselecek.
Yani en düşük memura 10 bin 700; ortalama bir memura ise 11 bin 600 TL artış gelecek.
Bu rakamlarla memurlarımızın 6 ay geçinmesi beklenecek.
Ancak bu rakamlar, kamu çalışanlarının gerçek hayat koşullarını karşılamaktan uzaktır.
Bugün memur maaşları yoksulluk sınırının, emekli maaşları ise açlık sınırının altında kalmıştır.
Yoksulluk sınırı 100 bin lira civarında, ortalama maaş 64 bin lira.
Bu parayla bir memur ay sonunu nasıl getirecek?
Değerli arkadaşlar,
Bu rakamlar içimizi karartıyor, umutlarımızı köreltiyor.
Bir yanda ağırlaşan hayat şartları, diğer yanda hızla eriyen ücretler; kamu çalışanlarını ve emeklileri ciddi bir ekonomik darboğaza sürüklemektedir.
Emeklilik sistemi 2008 öncesi ve sonrası olarak 2’ye bölünmüş durumda.
Ek ödeme, ilave ek ödeme, fazla mesai, ek ders gibi unsurlar emeklilik hesabına dahil edilmediği için görev aylığı ile emekli aylığının bağı kopmuş durumda.
Özellikle 2023 yılında ödenmeye başlanan ilave ek ödemenin emekli aylığına yansıtılmaması, emeklilik sistemini kökünden sarstı, görev aylığı-emekli maaşı dengesini yerle bir etti.
En düşük memur emeklisi aylığı asgari ücretin bile altına düşmüş durumda.
Kimse emekli olmak istemiyor.
Eskiden mezarda emeklilik getiriliyor diye eleştirdiğimiz sistemde, şimdi memurlar gönüllü olarak gücü yettiğince çalışmak zorunda kalıyor.
Bu tablo mutlaka değiştirilmelidir.
Bu tablo ancak ve ancak memur ve emekli maaşlarına ek zam yapılarak, maaşlara refah payı eklenerek tersine çevrilebilir.
Bütçeye baktığımızda gelirlerin neredeyse tamamının vergilerden karşılanacağını görüyoruz.
Bu vergiler de büyük oranda dolaylı vergi olarak belirlenmiş.
Yani sadece düşük maaş politikasıyla değil vergi politikasıyla da çalışanın sırtına binildiği bir dönemdeyiz.
Gelir vergisi dilimlerinin, memur maaş artışlarının gerisinde kalması nedeniyle, ödenen vergi miktarı yapılan zammı aşar hâle gelmiştir.
Bu çerçevede, gelir vergisi dilimlerinin ekonomik gerçeklere uygun biçimde yükseltilmesi ve ücretliler açısından gelir vergisi oranının %15 seviyesinde sabitlenmesi gerekmektedir.
Vergi yükünün dar ve sabit gelirlilerin omuzlarına yıkıldığı, enflasyon hedeflerinin tutmadığı bir tabloda, maaşların da bu seviyelerde tutulması kabul edilemez.
Eğer 2026 yılı için memur ve emekliler lehine bir revizyon yapılmazsa, gelir dağılımındaki adaletsizlik daha da derinleşecektir.
Bu nedenle maaşlar hedeflenen değil, gerçekleşen rakamlar üzerinden değerlendirilmelidir.
Yaşanan kayıpların telafisi için ek zam yapılmalı, alım gücünü artırmak amacıyla refah payı mutlaka hayata geçirilmelidir.
Değerli arkadaşlar,
Mevcut sistem, birçok adaletsizliği de içinde barındırıyor.
Sadece maaşlar düşük değil, ücretler kendi içinde de adalet barındırmıyor.
Çalışanlarımız nitelikleri, görev, yetki ve sorumluluklarıyla doğru orantılı bir ücret alamıyor.
Yardımcı hizmetler sınıfı personelinin beklentileri sürekli öteleniyor.
İdareci sınıfındaki personelimizin, akademisyen ve öğretmenlerimizin durumlarının da iyileştirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca kamuda görev yapan mühendis, avukat, biyolog, kimyager, veteriner hekim, bilişim uzmanı gibi mezun oldukları yükseköğrenim programında elde ettikleri unvanlarda görev yapan personelin de görevleriyle orantılı mali ve özlük haklara kavuşturulması bir başka beklentidir.
Bu çerçevede mesleki gelişim teşvik edilmeli, görev yetki ve sorumlulukla orantılı, bilgi ve tecrübeyi ödüllendirecek bir sistem getirilmelidir diyoruz.
Ayrıca, son yıllarda ortaya konulan ücret politikaları neticesinde kamuda ücret adaleti büyük yara almış, aynı işi yapan ama statüleri farklı çalışanlar arasında büyük bir ücret uçurumu oluşmuştur.
Bu durum çalışma barışını da zedelemektedir.
Bu nedenle kamuda statü farklılıklarından dolayı oluşan ücret farklılığı giderilmeli, yatay ve dikey ücret dengesi kurularak adaletli bir ücret sistemi oluşturulmalıdır.
Kıymetli Basın Mensupları,
Ekonomik şartlar memur ve emeklilerimizi zorlarken bir taraftan da güvencesiz istihdam modelleri, kamu çalışanları için tehdit oluşturmaya devam ediyor.
Özellikle PTT başta olmak üzere bazı kurum ve kuruluşlarımızdaki İHS ve bütün memurlar için geçerli hale getirilen 3+1 sözleşmeli istihdamı ve oluşturulan çok başlı yapı çalışanlarımızın geleceğe güvenle bakmasını engelliyor.
Biz, kamuda güvenceye ve kadroya dayalı tek tip bir istihdam modeli olsun istiyoruz.
Biz diyoruz ki; nimette külfette adalet olsun.
Statü farkından dolayı yaşanan adaletsizlik son bulsun.
Maaş zamları piyasa gerçekleri ile örtüşsün.
Pasta büyüyorsa payımız da büyüsün.
Memurun emeklinin yüzü gülsün.
Ekonomideki olumsuzlukları memura, emekliye mal ederseniz, toplumu enflasyona kurban verirsiniz.
Çalışanları sürekli fakirleşen millet, gelişemez, ilerleyemez.
Bu maaş politikasıyla kamu memur ve emekliliğe karşı sürekli borçlanmaktadır.
Milletten hangi oranda alıyorsanız, çalışanınıza emeklinize de o oranda zam verin.
Verilen sözlere uygun olarak İlave ek ödemenin ve tüm ödemelerin emekli aylığına yansıtılmasını sağlayın.
İçinde adalet olmayan verginin, hakkaniyete dayanmayan maaş sisteminin refah getirmesi mümkün değildir.
Memuru, emeklisi mutlu olmayan ülkenin mutlu olması mümkün değildir.
Refah payı olmayan maaş artışına zam denmez.
Biz enflasyon kadar zammı kabul etmiyoruz.
Zaten alım gücü sürekli düşerken, bizden daha fazla fedakârlık beklemeyin.
Memur, emekli hakkı olmayanı istemiyor.
Başkasının kaynağını bize aktarın demiyor.
Milli gelire yaptığı katkının, alın terinin, emeğinin hakkını istiyor.
Kıymetli Basın Mensupları,
Hepimiz milletimiz ve devletimiz için her türlü fedakârlığı yaparız.
Ancak bu fedakârlık adil ve eşit dağıtıldığında anlam kazanır.
Fedakârlık yapanların üstüne basarak yükselenlerin olduğu yerde, refahı da kimlerin alacağı bellidir.
Biz Türkiye Kamu-Sen olarak memur ve emekli maaşlarına ek bir artış yapılarak durumlarının iyileştirilmesini, üzerine refah payı eklenerek gerçek anlamda bir zamma kavuşturulmasını talep ediyoruz.
Ek zam ve refah payının kalıcı bir biçimde düzenlenmesini istiyoruz.
Gelir vergisinin adil bir biçimde belirlenmesini, herkesin kazancı ile orantılı bir vergilendirmeye tabi tutulmasını bekliyoruz.
Bunun için de memurların gelir vergisi dilimi %15’te sabitlensin diyoruz.
Bütün ödemeler, bilhassa ilave ek ödeme emekli maaşına eklensin, emeklinin de yüzü gülsün evi şenlensin istiyoruz.
Birinci dereceye gelen tüm memurların ek gösterge rakamlarının 3600’e yükseltileceği sözü, unutulmasın diyoruz.
Maliye yetkililerinin, kamu çalışanlarını her sıkıntılı durumda baş vurulacak ekonomik kaynak olarak görmekten vazgeçmesini bekliyoruz.
Maaş sorununa kökten çözüm üretecek politikalar belirlensin diyoruz.
Enflasyon kadar zam istemiyoruz! İnsanca yaşam, adil ücret istiyoruz!
Ücrette hakkaniyet istiyoruz! Vergide adalet istiyoruz! İstihdamda güvence istiyoruz!
Ücrette hakkaniyetin sağlanacağı, eşit işe eşit ücretin hakim olacağı, emekli ve çalışanlarımızın insanca yaşamasına yetecek düzeyde bir ücrete kavuşacağı, statü farkından doğan adaletsizliklerin giderileceği yeni bir ücret sistemi istiyoruz.
Bütün bu sorunların insan ve çalışan odaklı ekonomi politikalarıyla çözüleceğine inanıyor, yetkilileri çalışan ve emeklilerimizi yoksulluk girdabından kurtaracak sosyal politikalar üretmeye davet ediyoruz.
Bu soğukta alanı dolduran başta basın emekçilerimiz ve kamu çalışanlarımız olmak üzere herkese teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.


