Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde düzenlenen 14. Çalışma Meclisi, “Çalışma Hayatında Dijital Dönüşüm” gündemiyle toplandı.
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanımız Önder Kahveci’nin de hazır bulunduğu toplantıya, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan ile konfederasyon ve sendikaların Genel Başkanları ve çok sayıda davetli katıldı.
Gün boyu gerçekleştirilecek olan panellerin birincisinde Genel Başkanımız Önder Kahveci panelist olarak yer alırken, öğleden sonraki panelde ise, konfederasyonumuz adına Toplu Sözleşmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız ve Türk Büro-Sen Genel Başkanı Türkeş Güney panelist olarak değerlendirmelerde bulundu.
BAKAN IŞIKHAN: TOPLANTIMIZ ÇALIŞMA HAYATINA HAYIRLI OLSUN
Çalışma Meclisi’nin açılış konuşmasını yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, “Dijitalleşmenin çalışma hayatına sadece olumsuz etkilerini değil olumlu taraflarını da yansıtacağız. İstihdam azaltan değil istihdamı arttıran bir politika hayata geçiriyoruz” dedi. Bakan Işıkhan, 14. çalışma meclisinin hayırlı ve uğurlu olmasını diledi.
CEVDET YILMAZ:DİJİTALLEŞMENİN ETKİLERİNİ BİRLİKTE TESPİT EDECEĞİZ
Cumhurbaşkanı yardımcısı Cevdet Yılmaz ise yaptığı konuşmada “Çalışma hayatında dijitalleşmenin etkilerinin birlikte çalışılarak belirlenmesi ve buna uygun bir yol haritası çıkarılması gerekliliğine vurgu yaptı. Cevdet Yılmaz’da, 14. çalışma Meclisi toplantısının çalışma hayatına hayırlı ve uğurlu olmasını temenni etti.
ÖNDER KAHVECİ:BU SÜREÇ DOĞRU YÖNETİLMELİ, YENİ SORUNLARA YOL AÇMASINA MAHAL VERİLMEMELİDİR
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan’ın yönettiği “Dijitalleşmenin Kamu Çalışma Hayatına Etkileri” konulu panelde konuşan Genel Başkanımız Önder Kahveci; “Bir yandan iklim değişikliği, diğer yandan dijitalleşme ve yapay zekâ eksenli teknolojik gelişmeler, yalnızca ekonomik sistemleri değil, toplumsal yapıyı da derinden etkilemektedir” Kahveci, “İnsanlık tarihi, büyük kırılmalar ve büyük dönüşümlerle şekillenmiştir. Tarım toplumundan sanayi toplumuna, sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş süreçleri; yalnızca üretim biçimlerini değil, çalışma hayatını, sosyal yapıyı, devlet anlayışını ve insanın hayata bakışını da köklü biçimde değiştirmiştir. Bugün ise insanlık, bu dönüşümlerin belki de en kapsamlısı ile karşı karşıyadır.
Bir yandan iklim değişikliği, diğer yandan dijitalleşme ve yapay zekâ eksenli teknolojik gelişmeler, yalnızca ekonomik sistemleri değil, toplumsal yapıyı da derinden etkilemektedir. İçinden geçtiğimiz bu süreç, doğru yönetilmediği takdirde sosyal adaletsizlikleri derinleştiren, istihdamı daraltan ve toplumları yeni kırılganlıklara sürükleyen sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Söz konusu dönüşüm sürecinin teknolojik ve sosyo-ekonomik adaletsizliklere yol açmaması, üzerinde durulması gereken önemli konular arasındadır. Bu tablo; emeğin geleceği, işin niteliği, sosyal devletin rolü ve insan onuruna yakışır çalışma koşullarının korunması meselesidir.
Bugünlerde hepimizin de bildiği ve yakından hissettiği üzere dünya gündeminde yer alan şüphesiz her bir canlıyı etkileyecek en önemli sorunların başında iklim değişikliği ve iklim değişikliği ile mücadele gelmektedir. Sanayi devrimi sonrası başlayan fosil yakıt kullanımı ve doğa tahribatı nedeniyle ortalama sıcaklık hızlı bir biçimde yükselmekte, aşırı ve dengesiz doğa olayları görülme sıklığı artmaktadır.
Gelinen noktada dünya genelinde her sene sıcaklık ortalaması artışı rekoru tazelenmektedir. Bu sıcaklık artış rekorlarının etkisi gerek ülkemizde gerekse dünyanın birçok bölgesinde orman yangınları ve seller başta olmak üzere birçok doğal afete neden olmaktadır. Meydana gelen afetlerden kaynaklı ciddi ekolojik, ekonomik ve sosyal sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu durumun önüne geçilmemesi halinde sosyal sorunlar artarak devam edecek dünya özellikle doğudan batıya ve güneyden kuzeye büyük bir göç hareketine sahne olabilecektir.
TÜRKİYE KAMU-SEN’İN SENDİKA 4.0 PROJESİ
Yapay zekânın gelişimi, robotların sosyal hayata ve istihdama doğrudan katılımı, bilişim ve nano teknolojideki gelişmeler, küresel iklim değişikliği ile birlikte ele alındığında önümüzdeki süreci çok boyutlu ve çok daha belirsiz hale getirmektedir.
Yakın gelecekte dünyamız bir taraftan küresel iklim değişikliğinin etkisini derinden hissederken diğer taraftan da gelişen teknolojinin getireceği ve daha önce hiç şahit olmadığımız yeniliklere şahitlik edecektir. Bu kapsamda Türkiye Kamu-Sen olarak 2017 yılından beri, Sendika 4.0 Projesi adı altında bir çalışma programı yürütmekteyiz.
Projemiz kapsamında yakın gelecekte gerek teknolojiye bağlı olarak gerekse iklim değişikliğinin oluşturacağı tehditleri ve yaratacağı fırsatları değerlendiriyor, geleceğe yönelik hazırladığımız projeksiyonlarla kamu çalışma hayatı başta olmak üzere tüm istihdam politikalarına ilişkin görüş ve öneriler geliştiriyoruz.
ILO, İşin Geleceği Küresel Komisyonu geçtiğimiz yıllarda açıkladığı raporunda iş dünyasının büyük bir dönüşüm içine girdiğinden hareketle, yeni fırsatların hükümetler, sendikalar ve işverenlerin ekonomileri ve işgücü piyasalarını daha kapsayıcı hale getirmek için birlikte çalışmasıyla ortaya çıkacağına vurgu yapmakta ve sosyal diyaloğun önümüzdeki değişim sürecinde daha da gerekli olduğunu belirtmektedir.
Türkiye Kamu-Sen, bu gerçekten yola çıkarak dünyadaki ekonomik ve toplumsal sistemleri köklü bir değişime zorlayacak olan iklim değişikliği ve Endüstri 4.0 sürecinin, ülkemizdeki çalışma yaşamına, mevzuata, sendikacılığa, memurlara ve işçilere etkilerini ortaya koyacak, çalışma hayatının ve toplumsal kesimlerin, bu büyük dönüşüm sürecine zarar görmeden adapte olmasını sağlayacak ve sosyal adaleti tesis edecek bir altyapı hazırlanmasının zorunlu olduğu düşüncesi içerisinde, bu projeyi hayata geçirme gayretindedir.
DİJİTALLEŞMENİN İSTİHDAMA VE TOPLUMSAL YAPIYA ETKİLERİNİ DEĞERLENDİRMEK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER
Geleceğe dönük bütün tahminler işsizliğin artması, ücretlerin düşmesi, birçok mesleğin ortadan kalkması ya da yapay zekâ tarafından görülmesi, toplumda devlet algısının değişmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bütün bu olup bitenler karşısında sosyal adaletin sağlanması için çalışmalı, geleceğe hazırlıklı olmalıyız. Bu süreçte pek çok mesleğin cazibesini kaybedeceği, buna karşın yeni mesleklerin ortaya çıkacağını öngörüyoruz.
Bu çerçevede özellikle gelecek projeksiyonu çerçevesinde eğitim sistemlerinin yeniden düzenlenmesi ve gençlerin klasik mesleklerden ziyade yeni gelişecek alanlara yönlendirilmesi, ortaya çıkacak istihdam sorunlarının azaltılmasına katkıda bulunacaktır. Kamunun yeni oluşturulacak göç, iklim ve çevre gibi alanlarda daha fazla örgütlenmesi ve yeni istihdamla bu alanın güçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu çerçevede artık yadsınamaz ve inkâr edilemez bir gerçek olarak kapımızdan içeri girmekte olan yapay zekânın, otonom sistemlerin, nesnelerin internetinin toplumumuza, kamu yönetimine, çalışma yaşamına, hukuk sistemimize, ekonomik ve sosyal politikalara nasıl yansıyacağının tespit edilmesi hayati bir zorunluluktur.
Ayrıca iklim değişikliği ile oluşacak negatif etkinin teknolojinin yarattığı imkanlarla aşılabileceği konusunu daha çok konuşmak ve üzerine düşünmek gerekmektedir. Dönüşüm sürecinin sosyal sonuçlarının ve etkilerinin göz ardı edilme ihtimali tüm tarafları kaygılandırmalı ve tüm sektörleri kapsayan yeni dönem hep birlikte tasarlanmalıdır.
ÇALIŞMA HAYATININ GELECEĞİN DÜNYASINA UYARLANMASI
– Kamu personel rejiminin günün gereklerine göre revize edilmesi,
o Liyakat, sadakat, statü hukuku ve ücrette adalet ilkelerinin hayata geçirilmesi,
o Devletin asli ve sürekli görevlerinin kadrolu memurlar eliyle gördürülmesi ve sözleşmeli istihdamının kaldırılması, kamudaki çok başlı istihdam planlamasından vazgeçilmesi,
o Statü nedeniyle oluşan ücret farklılıklarının giderilmesi,
o Ücretlerin sadeleştirilmesi ve refah ücreti uygulamasına geçilmesi,
o İlk etapta ek zam ve refah payı verilerek ücretlerin yoksulluk sınırı seviyesine yükseltilmesi,
o Yeni hizmet sınıfları ve bu sınıflara uygun kadrolar ihdas edilmesi, kadroların sadeleştirilmesi,
o İzinlerin iş günü esasına göre belirlenmesi,
o Aile birliğinin korunması, ailenin desteklenmesi,
o Sosyal yardımların çeşitliliğinin ve miktarının artırılması,
o Disiplin cezalarının belli şartlarda affedilmesi,
o Mülakatın kaldırılması,
o Dijitalleşmeye yönelik adımların atılması, çalışanların yeni teknolojiye uyum sağlayacak şekilde hizmet içi eğitime tabi tutulması,
o Dijitalleşme, yapay zeka ve otonom sistemlerle entegre bir çalışma hayatına uygun hukuki düzenleme yapılması,
o Gelecekte yok olacak mesleklerle, yeni ortaya mesleklere yönelik çalışma yapılarak buna uygun kanun maddeleri hazırlanması.
– Sosyal güvenlik sisteminin tam anlamıyla sosyal koruma sağlayacak biçimde yapılandırılması ve memur emeklilerinin sorunlarının çözümü,
o 2008 öncesi ve sonrası ayrımının kaldırılması,
o İlave ek ödeme başta olmak üzere tüm ek ödemelerin emekli maaşı ve ikramiyesi hesabında dikkate alınması,
o 3600 ek gösterge uygulamasının 1. dereceye gelmiş bütün kamu görevlileri için uygulanması,
o Emekli aylığı bağlama oranlarının yükseltilmesi,
o Emeklilere de aile yardımı, çocuk parası gibi sosyal yardım ödemleri yapılması.
– 4688 sayılı Kanunun günün gereklerine uygun biçimde, ILO ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde düzenlenmesi,
o Grev ve siyasete katılma hakkı,
o Toplu sözleşmenin kapsamının kamu çalışanlarının tüm meselelerini içerecek şekilde genişletilmesi,
o Genel toplu sözleşme ile hizmet kolu toplu sözleşmelerinin farklı zamanlarda yapılması,
o Sendika üyesi olamayacakların kapsamının daraltılması, Cumhurbaşkanlığında istisna tutulan memuriyetlerin kapsama alınması,
o Toplu sözleşmeye imza ve itiraz hakkının, temsil kabiliyeti göz önünde bulundurularak genişletilmesi ve toplu sözleşme imzalama ve itiraz etmede toplam sendikalara üye kamu görevlilerinin sayısının salt çoğunluğunun aranması,
o Kamu görevlileri sendikacılığının disipline edilmesi ve güçlü sendikal yapıların oluşturulması için düzenleme yapılması,
o Sendikal izinlerin, güvencelerin ve kadın komisyonlarının statülerinin yeniden belirlenmesi,
o Sendika üyelik ve istifalarının e-devlet üzerinden yapılmasının sağlanması,
o Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun bağımsız karar verebilecek bir niteliğe kavuşturulması.
SONUÇ
Buradan tarihi bir çağrı yapıyor ve “Gelin geleceği birlikte şekillendirelim. Takip eden değil takip edilen olalım.
Etkilenen değil etkileyen olalım.” diyoruz.
Biz günü kurtarmak değil yarını inşa etmek gayesindeyiz.
Yarının sorunlarına bugünden çözümler üretme amacındayız.
Bu duygu ve düşünceler içinde panelin ve 14. Çalışma Meclisinin ülkemizde daha adil ve yaşanabilir bir ortam sağlanabilmesi noktasında güzel bir başlangıcın ilk etabı olması temennilerimle, bütün katılımcılara saygılar sunuyorum” diyerek sözlerini noktaladı.
TÜRKEŞ GÜNEY: TEKNOLOJİ İNSANIN YERİNE DEĞİL, İNSAN İÇİN KULLANILMALIDIR
14. Çalışma Meclisi Toplantısı “Çalışma Hayatında Dijital Dönüşüm” panelinin öğleden sonraki oturumunda panelist olarak yer alan Toplu Sözleşmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız ve Türk Büro-Sen Genel Başkanımız Türkeş Güney ise, dijitalleşmenin kamu çalışma hayatına etkileri konusunda değerlendirmelerde bulundu. Güney, “İnsanlık tarihi, büyük kırılmalarla ilerlemiş; her köklü dönüşüm, beraberinde yeni imkânlar kadar ciddi sancılar da üretmiştir. Bugün içinde bulunduğumuz dönem de böylesi bir eşiktir.
Dünya, yalnızca teknolojik değil; ekonomik, toplumsal ve siyasal sonuçları olan yeni bir çağın eşiğinde durmaktadır. 18. yüzyılın ilk çeyreğinde buhar makinesinin icadıyla başlayan sanayileşme süreci, yalnızca üretim biçimlerini değil; devletlerin yapısını, toplumların sınıfsal dengelerini ve çalışma hayatının doğasını da köklü biçimde değiştirmiştir.
Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sürecinde ortaya çıkan adaletsiz paylaşım, uzun ve sert toplumsal mücadelelerin ardından; demokrasi, insan hakları, sosyal devlet, sendikal örgütlenme ve toplu sözleşme gibi kavramlarla kısmen dengelenebilmiştir.
Bu yönüyle sendikacılık, yalnızca bir hak arama biçimi değil; Sanayi Devrimi’nin yarattığı eşitsizliklere karşı toplumun geliştirdiği tarihsel bir denge mekanizmasıdır.
Sendikal hareket, içinde doğduğu toplumsal koşulların bir ürünü olduğu kadar, o koşulları dönüştüren asli aktörlerden biri olmuştur. Elektrik enerjisinin üretim süreçlerine girmesiyle seri üretime geçilmiş; bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle otomasyon yaygınlaşmıştır.
Bugün ise siber-fiziksel sistemler, otonom karar alabilen yapay zekâ uygulamaları ve nesnelerin interneti ile birlikte Sanayi Devrimi dördüncü aşamasına ulaşmıştır. Artık yalnızca makineler değil, makinelerin karar verme yeteneği de tartışma konusudur. Üretim sistemlerindeki bu dönüşüm; devletlerin ekonomi politikalarını, çalışma ilişkilerini, hukuki altyapılarını ve gelirin paylaşım biçimlerini doğrudan etkilemektedir.
Almanya Federal Hükümeti tarafından ortaya konulan ve bilgi teknolojileri ile üretim teknolojilerini bütünleştirmeyi amaçlayan Endüstri 4.0 yaklaşımı, bu nedenle yalnızca teknik bir proje değil; küresel ölçekte siyasal ve sosyal tartışmaları da beraberinde getiren bir paradigma değişimidir. Açıkça görülmektedir ki Endüstri 4.0 süreci, önceki sanayi devrimlerinden farklı olarak daha yumuşak ve zamana yayılan bir dönüşüm değildir.
Akıllı teknolojiler ve yapay zekâ uygulamaları; üretim, iş, meslek ve çalışan kavramlarını kökten değiştirmeye adaydır.
Bu süreç;
• Sürücüsüz araçları,
• Kendi kendine düşünen ve karar veren sistemleri,
• Tam otomasyona dayalı üretim, depolama ve lojistik süreçlerini,
• Maliyetlerin ciddi biçimde düşmesini,
• Daha az çalışanla daha fazla üretimi,
• Uzmanlaşmış iş gücüne olan ihtiyacın artmasını,
• Birçok geleneksel mesleğin ortadan kalkmasını,
• Yeni meslek alanlarının doğmasını,
• İnsan emeğine olan ihtiyacın azalmasına bağlı olarak istihdamın daralmasını,
• Uzaktan ve esnek çalışma modellerinin yaygınlaşmasını,
• Çalışma sürelerinin yeniden tanımlanmasını,
• Kamu hizmeti ve kamu yönetimi anlayışının değişmesini,
• İnsan–yapay zekâ birlikteliğine dayalı yeni iş ilişkilerinin ortaya çıkmasını
beraberinde getirmektedir.
Üstelik bugün henüz öngöremediğimiz pek çok dönüşüm de bu sürecin içindedir. Çünkü insanlık, tarihinde ilk kez kendisinden daha hızlı düşünen ve öğrenen bir sistemle karşı karşıyadır. Bu nedenle yapay zekânın, otonom sistemlerin ve dijitalleşmenin; kamu yönetimine, çalışma hayatına, hukuk düzenine, ekonomik ve sosyal politikalara nasıl yansıyacağının tespiti artık bir akademik merak değil, hayati bir zorunluluktur. Dijital dönüşümün en belirgin etkilerinin hissedileceği alanlardan biri hiç kuşkusuz kamu çalışma hayatı olacaktır.
Kamu hizmetlerinin niteliği, sunum biçimi ve bu hizmetleri yürüten kamu görevlilerinin rolü, dijitalleşme süreciyle birlikte köklü bir değişim sürecine girmektedir. Öncelikle kamu hizmetlerinde iş yapma biçimi değişmektedir. Evrak temelli, hiyerarşik ve zaman alan süreçlerin yerini; dijital platformlar, e-devlet uygulamaları, otomatik karar destek sistemleri ve yapay zekâ temelli yazılımlar almaktadır. Bu durum, kamu hizmetlerinin daha hızlı ve düşük maliyetle sunulmasını mümkün kılarken; kamu çalışanlarının görev tanımlarının da yeniden yapılmasını zorunlu hale getirmektedir.
Dijitalleşme süreciyle birlikte;
Klasik memuriyet anlayışı dönüşmekte, rutin ve tekrara dayalı işler giderek otomasyona devredilmektedir.
Evrak, arşiv, yazı işleri, veri girişleri gibi alanlarda insan emeğine duyulan ihtiyaç azalmakta; bu alanlarda çalışan kamu görevlileri için mesleki gelecek belirsizleşmektedir. Buna karşılık veri analizi, yazılım, siber güvenlik, dijital denetim, yapay zekâ yönetimi gibi alanlarda yeni uzmanlık ihtiyaçları doğmaktadır. Bu dönüşüm, kamu istihdamında nitelik temelli bir ayrışma riskini de beraberinde getirmektedir. Dijital becerilere sahip kamu çalışanları ile bu dönüşüme uyum sağlayamayanlar arasında yeni bir eşitsizlik hattı oluşma tehlikesi bulunmaktadır. Bu durum, kamuda gelir dağılımı, kariyer imkânları ve statü farklılıklarını derinleştirebilir.
Öte yandan dijitalleşme;
• Uzaktan çalışma,
• Esnek mesai,
• Performans odaklı değerlendirme,
• Proje bazlı görev dağılımı
gibi uygulamaların kamuda daha fazla tartışılmasına yol açmaktadır.
Bu yeni çalışma modelleri, doğru düzenlenmediği takdirde; çalışma sürelerinin belirsizleşmesi, iş-özel hayat dengesinin bozulması ve güvenceli istihdam anlayışının zayıflaması riskini de barındırmaktadır. Ayrıca dijitalleşme, kamu çalışanları açısından yeni denetim ve gözetim biçimlerini de gündeme getirmektedir.
Performans ölçümleri, algoritmik değerlendirmeler ve dijital izleme araçları; kamu görevlilerinin emeğini nesnel ölçütlerin ötesinde, sayısal verilerle sınırlandırma tehlikesi taşımaktadır. Bu durum, insan unsurunu geri plana iten mekanik bir kamu yönetimi anlayışının önünü açabilir. Dijital kamu yönetiminin bir diğer önemli boyutu da hukuki sorumluluk alanıdır. Yapay zekâ destekli karar sistemlerinin kullanıldığı bir kamu düzeninde;
Hatalı kararın sorumluluğu kime ait olacaktır?
İdarenin kusuru nasıl belirlenecektir?
Kamu görevlisi, algoritmanın verdiği karardan ne ölçüde sorumlu tutulacaktır?
Bu sorular, mevcut mevzuatın dijital çağın ihtiyaçlarına cevap vermekte yetersiz kaldığını açıkça göstermektedir.
Sendikal açıdan bakıldığında ise dijitalleşme, kamu çalışanlarının örgütlenme biçimlerini ve sendikal temsil modellerini de etkilemektedir. Fiziksel işyerlerinin yerini dijital çalışma ortamlarının alması, klasik sendikal iletişim ve örgütlenme yöntemlerini zorlamaktadır. Bu nedenle sendikalar, dijital çağın koşullarına uygun yeni temsil ve katılım mekanizmaları geliştirmek zorundadır.
Türkiye Kamu-Sen olarak bizim yaklaşımımız nettir:
Dijitalleşme, kamu hizmetlerini güçlendiren bir araç olmalı; kamu çalışanlarını güvencesizleştiren bir tehdide dönüşmemelidir.
Teknoloji, insanın yerine değil; insan için kullanılmalıdır.
Bu nedenle dijital dönüşüm sürecinde;
• Kamu çalışanlarının mesleki dönüşümüne yönelik sürekli eğitim programları hayata geçirilmeli,
• Hiçbir kamu görevlisi dijitalleşme gerekçesiyle sistem dışına itilmemeli,
• Yeni çalışma modelleri güvenceli istihdam ilkesi temelinde düzenlenmeli,
• Performans ve denetim mekanizmaları insan onurunu ve emeğin değerini esas almalıdır.
Dijitalleşmenin yönü kader değildir. Onu hangi değerlerle yönettiğimiz belirleyicidir. Kamu çalışma hayatının geleceği; teknolojinin hızına değil, insan merkezli politikalara bağlıdır” dedi. 



