Site boyut 1 8

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci Eylül Ayı Enflasyon verilerine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Genel Başkan Kahveci Açıklamalarında;

“TÜİK tarafından açıklanan verilere göre eylül ayında enflasyon %1,84 olarak gerçekleşmiş, yıllık enflasyon ise %29,73 seviyesinde oluşmuştur. Yılın ikinci yarısının henüz ilk üç ayında kümülatif enflasyonun %5,6’ya ulaşmış olması, kamu görevlileri ve emeklilerimizin maaşlarına temmuz ayında yapılan %7’lik artışın büyük ölçüde eridiğini göstermektedir.

Yıllık enflasyonun hâlâ %29,73 gibi son derece yüksek bir seviyede seyretmesi, hayat pahalılığının aile bütçeleri üzerindeki baskısının bütün ağırlığıyla devam ettiğinin göstergesidir. Üstelik dar ve sabit gelirliler açısından mesele yalnızca ortalama enflasyon rakamlarından ibaret değildir. Gıda, kira, ulaşım, eğitim ve temel ihtiyaçlarda yaşanan fiyat artışları, kamu çalışanlarımızın ve emeklilerimizin günlük hayatında açıklanan ortalama rakamların çok ötesinde hissedilmektedir.

Gelinen noktada ekonomik gelişmeler, kamu görevlileri ve emeklilerimizin maaşlarının yeniden değerlendirilmesini zorunlu hâle getirmiştir.

Nitekim Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da yıl içinde enflasyon tahminlerini yukarı yönlü revize etmiştir. Mayıs ayında 2026 yıl sonu enflasyon tahmini %26’ya çıkarılmış, ağustos ayında ise bu tahmin bir kez daha yükseltilerek %28 olarak güncellenmiştir. 

Enflasyona ilişkin beklentiler ve tahminler yukarı yönlü değişirken, kamu görevlileri ve emeklilerimizin maaş artışlarının eski tahminlere ve geçmişte oluşturulmuş ekonomik varsayımlara göre belirlenmeye devam etmesi doğru bir yaklaşım değildir. 

Ekonomik hedefler değişiyorsa ücret politikası da değişmelidir. Enflasyon tahmini yükseltiliyorsa, çalışan ve emeklinin maaşına ilişkin hedefler de yeni ekonomik gerçeklere göre yeniden ele alınmalıdır. Kamu görevlileri ve emeklilerimizin ücretleri, gerçekleşme ihtimali kalmamış eski varsayımlara göre değil güncel ekonomik şartlara ve hayatın gerçeklerine göre belirlenmelidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeni yasama dönemine başlamasıyla birlikte önümüzdeki dönemin en önemli gündemlerinden biri de bütçe olacaktır. Bütçe yalnızca kamu gelirlerinin ve harcamalarının sıralandığı teknik bir mali tablo değildir. Bütçe, devletin sosyal ve ekonomik tercihlerinin, gelir dağılımına yaklaşımının ve vatandaşına sunduğu refahın en somut göstergelerinden biridir.

Bu nedenle bütçe politikasının temel hedeflerinden biri adil gelir dağılımını sağlamak, çalışanların satın alma gücünü yükseltmek ve ekonomik büyümenin ortaya çıkardığı refahı toplumun bütün kesimlerine adaletli biçimde dağıtmak olmalıdır.

Dolayısıyla önümüzdeki bütçe süreci, kamu çalışanlarımızın ve emeklilerimizin yıllardır yaşadığı gelir kayıplarının giderilmesi bakımından önemli bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye Kamu-Sen olarak;

“Enflasyon tahminlerindeki yukarı yönlü revizyonlar doğrultusunda kamu görevlileri ve emeklilerimizin maaş artışları yeniden değerlendirilmelidir.

Geçmiş kayıpları telafi edecek bir ek zam yapılmalıdır.

Ekonomik büyümeden ve millî gelir artışından çalışan ve emeklilerimizin hak ettiği payı almasını sağlayacak kalıcı bir refah payı uygulaması hayata geçirilmelidir.

Enflasyon farkı, altı ayın sonunda değil, oluştuğu ay itibarıyla maaşlara yansıtılarak kayıpların birikmesinin önüne geçilmelidir.” diyoruz. 

Bizim talebimiz ayrıcalık değil, ücrette adalet ve refahta paydır.

Enflasyon beklentilerinin yükseldiği, hayat pahalılığının devam ettiği bir ortamda ücretleri eski tahminlere göre belirlemek, çalışanı daha yıl başlamadan reel gelir kaybına mahkûm etmek anlamına gelecektir.

Yeni bütçe; kamu çalışanının, emeklinin ve dar gelirlinin sofrasını küçülten değil büyüten; gelir dağılımındaki adaletsizliği derinleştiren değil azaltan; ekonomik büyümeyi toplumsal refaha dönüştüren bir anlayışla hazırlanmalıdır.

Türkiye Kamu-Sen olarak beklentimiz, bütçe görüşmeleri başlamadan önce kamu görevlileri ve emeklilerimizin ücretlerinin güncel ekonomik gerçekler doğrultusunda yeniden ele alınması, ek zam ve refah payı ile alım gücünün güvence altına alınmasıdır.

Çünkü güçlü ekonomi yalnızca büyüyen rakamlarla değil, büyümeden payını alan çalışanlarla; adil bütçe ise yalnızca gelir-gider dengesiyle değil, milletin refahıyla ölçülür.” dedi.

Yorumlar devre dışıdır