Konfederasyonumuza bağlı Türk Diyanet Vakıf-Sen’in 8. Olağan Genel Kurulu gerçekleştirildi. Türkiye Kamu-Sen Yönetim Kurulu Üyesi Kadir Şahin Genel Başkanlık görevine seçildi.

Türk Diyanet Vakıf-Sen 8. Olağan Genel Kuruluna, MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Yaşar Yıldırım, Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanımız Önder Kahveci, sendikalarımızın Genel Başkanları, Genel Başkan Yardımcıları, MHP MYK Üyeleri, Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı Ömer Şanlı, TÜRKAV Genel Başkanı Ebubekir Korkmaz, Türk Mühendisler Derneği Genel Başkanı Yaşar Yekebağcı, Türk Hukuk Enstitüsü Genel Başkanı Cemil Yavuz Aksu, Kadın Komisyonu Başkanımız Ece Çırağ, Şube Başkanlarımız ve çok sayıda davetli katıldı.

Kuran-ı Kerim tilaveti ile başlayan Olağan Genel Kurul çerçevesinde saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından divan teşekkülü gerçekleştirildi.

Divan Başkanlığına, Türkiye Kamu-Sen Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız ve Türk Haber-Sen Genel Başkanı Yücel Kazancıoğlu seçilirken, katip üyeliklere ise, Türk Büro-Sen Genel Başkan Yardımcısı Özkan Ulupınar ve Türk Yerel Hizmet-Sen Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Tabakoğlu seçildi.

YÜCEL KAZANCIOĞLU:GENEL KURULUMUZ HAYIRLI OLSUN

Divan Başkanı Türk Haber-Sen Genel Başkanımız Yücel Kazancıoğlu, Türk Diyanet Vakıf-Sen 8. Olağan Genel Kurulunun hayırlı ve olmasını diledi.

KADİR ŞAHİN: GENEL KURULUMUZUN CAMİAMIZA VE KAMU ÇALIŞANLARIMIZA HAYIRLI OLMASINI DİLİYORUM

Türk Diyanet Vakıf-Sen 8. Olağan Genel Kurulu’nun açılış konuşmasını yapan Türkiye Kamu-Sen Yönetim Kurulu Üyemiz Kadir Şahin;
“Ey gök kubbeyi mihrap bilen aziz ecdadımın torunları!
Ey kelâmı hizmet, nefesi dua olan yol arkadaşlarım!
Bugün burada, ortak irademizi, kararlılığımızı ve mücadele azmimizi ortaya koyan güçlü bir çağrı vardır:
Hak için, adalet için, emek için…
Bismillah diyerek yeniden dirilenlere,
Bismillah diyerek yeniden doğrulanlara ve
Bismillah diyerek yeniden yürüyenlere selâm olsun***
Saygıdeğer Divan Başkanı, Kıymetli Divan Üyeleri, Aziz Delegelerimiz…
Genel Kurulumuzu teşrif ederek bizleri onurlandıran; Milliyetçi Hareket Partisi’nin Değerli Genel Başkan Yardımcısı, Sivil Toplum Kuruluşlarımızın Çok Kıymetli Temsilcileri, Kamu Kurum ve Kuruluşlarımızın Kıymetli Yöneticileri, Türkiye Kamu-Sen’e Bağlı Sendikalarımızın Değerli Genel Başkanları, Türk Diyanet Vakıf-Sen’imizin her kademesinde büyük bir fedakârlıkla görev yapan cefakâr teşkilat mensuplarımız, hanımefendiler, beyefendiler, basınımızın kıymetli temsilcileri ve muhterem misafirlerimiz…
Türk Diyanet Vakıf-Sen’in 8. Olağan Genel Kurulu’na hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, şeref verdiniz.

Bugünkü Genel Kurulumuz; sadece bir seçim süreci değildir: Duruşumuzu, ahlâkımızı ve mücadele irademizi yeniden ortaya koyduğumuz önemli bir buluşmadır.
Bugün bu anlamlı buluşmada sizlerle aynı çatı altında bulunmanın onurunu ve sorumluluğunu taşıyoruz.

Yüce Rabbim; Genel Kurulumuzun hayırlı kararlara, bereketli neticelere ve teşkilatımız için güçlü yarınlara vesile olmasını nasip eylesin.

25 Temmuz 2001 tarihinde; Kurucu Genel Başkanımız merhum Tevfik Yüksel’in öncülüğünde, Diyanet ve Vakıflar çalışanlarının sesi olmak amacıyla kurulan Türk Diyanet Vakıf-Sen, kurulduğu günden bu yana 25 yıldır önce ülkem, önce emek, önce adalet anlayışıyla kararlılıkla mücadelesini sürdürmektedir.
Bu kutlu harekete emek veren, gönül veren ve ömrünü adayan bütün büyüklerimizi; başta merhum Tevfik Yüksel Bey olmak üzere, ebediyete irtihal eden tüm teşkilat mensuplarımızı rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.
Onların bizlere bıraktığı bu kıymetli emaneti taşımak, hepimiz için büyük bir sorumluluk ve onurlu bir görevdir.

Saygıdeğer misafirler, Kıymetli delegeler.
Peygamber Efendimizin ‘İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır’ hadisi şerifini rehber edinerek, Türk Diyanet Vakıf-Sen ve Türkiye Kamu-Sen olarak toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket ediyoruz.
Üyelerimizin emeğini, alın terini ve onurunu savunan bir sendikal çizgiyi kararlılıkla sürdürüyor; insanımıza değer katan her türlü katkıyı teşkilatımızın varlık gerekçesi ve hizmet anlayışımızın merkezinde tutuyoruz.

Bizim temel hedefimiz; başta çalışanlarımız olmak üzere insanımıza hizmet etmek, ülkemizin ve milletimizin kalkınma sürecine, toplumsal huzuruna ve ortak mutluluğuna katkı sunmaktır. Aziz şehitlerimizin fedakârlıklarıyla vatan kılınan bu topraklarda, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk Milletinin birlik ve bütünlüğünü savunan; milli ve manevi değerlere bağlı, sorumluluk bilinci yüksek, ilkeli, kararlı ve ahlaklı bir sendikacılık anlayışıyla mücadelemizi sürdürmeye ant içtik. Niyetimizi hayır üzere belirledik; inanıyoruz ki yolun sonu da, Cenab-ı Hakk’ın izniyle hayır olacaktır.

Türk Diyanet Vakıf-Sen, alışılmış sendikal kalıpların çok ötesinde bir anlayışı temsil etmektedir. Bu yapı; yalnızca bir üyelikten ya da atılan bir imzadan ibaret değil, aynı zamanda bir duruşun, bir ahlaki zeminin ve güçlü bir dava bilincinin adıdır.
Bizim sendikal anlayışımız; millî değerlerden beslenen, ilkeleri olan, ahlaktan taviz vermeyen ve gerektiğinde cesaretle sorumluluk alan bir anlayıştır.
Yürüttüğümüz sendikal mücadele ise sadece masa başı görüşmelerle ya da bürokratik süreçlerle sınırlandırılamaz. Bu mücadele; emeği merkeze alan, alın terinin itibarını ve onurunu her şartta savunan bir anlayışın tezahürüdür.

Hizmet kolumuzda yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü, milletimizin manevi birikimini ve tarihsel sorumluluğunu taşıyan iki önemli kurumdur.
Diyanet İşleri Başkanlığı, Yüce Dinimiz İslam’ın doğru ve sahih bilgisini esas alarak toplumu aydınlatan, yurt içinde ve yurt dışında büyük bir vazife icra eden müstesna bir yapıdır. Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan, vakıf kültürünü yaşatan ve geçmişten geleceğe emanet bilinciyle hizmet eden tüm vakıf çalışanlarımızın emeklerini de özellikle takdir ediyoruz.
Bu sorumluluğu özveriyle, fedakârlıkla ve samimiyetle yerine getiren diyanet ve vakıflar çalışanlarımıza teşekkür ediyor, emeklerinden dolayı kendilerini gönülden tebrik ediyorum. *
Bizler, sendikal yapımızla; üyelerimizin ve tüm çalışanlarımızın haklarını korumak, mevcut kazanımları geliştirmek, yeni haklar elde etmek ve çalışma hayatında daha adil bir zemin oluşturmak için varız.

Çalışanlarımızın huzur içinde, mutlu ve refah düzeyi yüksek bir yaşam sürdürebilmeleri için kararlılıkla mücadele ediyoruz. Elbette hak, adalet ve hukuk temelinde yürütülen bu süreç kolay değildir; doğruyu savunmak, haktan yana tavır almak ciddi bir sorumluluk gerektirir. Ancak bu zorlu mücadelenin aynı zamanda onur ve şeref taşıdığını biliyoruz.
Bu vesileyle, büyük bir idealin adı olan Türkiye Kamu-Sen ve ona bağlı sendikalarla birlikte Türk Diyanet Vakıf-Sen çatısı altında görev yapan tüm yol arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.
Türk Diyanet Vakıf-Sen ve çatısı altında bulunduğumuz Türkiye Kamu-Sen, bu milletin özünden, tarihinden, inancından doğmuş bir harekettir.
Türkiye Kamu-Sen ve ona bağlı tüm sendikalar, rastgele bir araya gelmiş yapılar değildir.
Bu kurumlar; inanmış kadroların, ilke ve değer temelli bir mücadelenin, çalışanı merkeze alan, üreten ve yol gösteren bir sendikacılık anlayışının ürünüdür.

Türkiye Kamu-Sen, millî kaygıları olan, sahada devlet karşıtlığından beslenmeden, sorumluluk ve sağduyu içinde hareket eden; mücadelesini kararlılıkla ve istikrarla ortaya koyan bir iradeyi temsil etmektedir.
Bizler bu topraklarda devlet ebed müddet şuuruyla yürürüz.
Bayrağı yere düşürmeyiz, ezanı susturmayız, emeği sahipsiz bırakmayız!
Şehit kanlarıyla yoğrulmuş bu vatan, sadece bir toprak parçası değil; emanettir!*

İslâm coğrafyasının pek çok noktasında zulüm, gözyaşı ve insanlık dramları yaşanmaktadır. Bir Müslüman olarak bizleri derinden yaralayan tablo; nerede bir Müslüman topluluk varsa, orada acının, yoksulluğun ve istikrarsızlığın hüküm sürmesidir.
Bugün Doğu Türkistan’da soydaşlarımız inançlarını yaşama hakkından mahrum bırakılırken; Filistin’den Irak’a, Suriye’den Gazze’ye uzanan geniş bir coğrafyada küresel güç mücadelelerinin bedelini yine masum siviller ödemektedir.

Bu mazlum coğrafyalarda yaşayan soydaşlarımız ve dindaşlarımız, kendilerine umut olacak, zulme karşı duracak güçlü bir irade aramaktadır. Tarihimiz bize göstermiştir ki bu irade; Çanakkale’de, Trablusgarp’ta, Dumlupınar’da, Kıbrıs’ta ve 15 Temmuz’da olduğu gibi, gerektiğinde sorumluluk alan, bedel ödemekten çekinmeyen bu milletin evlatlarıdır.
Sizler, yalnızca bir sendikanın temsilcileri değil; aynı zamanda adalet, vicdan ve hakkaniyet beklentisi içinde olan mazlumların umut bağladığı bir duruşun temsilcilerisiniz. Bu sebeple sendikal mücadelemizi yalnızca maaş artışlarıyla ya da ekonomik taleplerle sınırlı görmüyoruz. Bizim hedeflerimiz de ideallerimizde büyüktür.
Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya’nın mısralarında dile getirdiği gibi, bu toprakların ruhunu, inancını ve değerlerini ayakta tutma sorumluluğu omuzlarımızdadır. Bu sorumluluk, sadece sözle değil; duruşla, tavırla ve kararlılıkla taşınmalıdır.
Öte yandan, ülkemizde de çalışma hayatını zedeleyen, huzuru bozan ve adalet duygusunu yaralayan uygulamalara şahit oluyoruz. Çalışma barışını örseleyen yaklaşımlar, liyakati ikinci plana iten anlayışlar ne yazık ki yaygınlaşmaktadır.

Bizim savunduğumuz temel ilke açıktır: Hak edenin, bilgi ve birikimiyle hak ettiği göreve gelmesi en büyük arzumuzdur.
Çalışanların sorunlarını çözebilmek için kapı kapı dolaşmak zorunda bırakılması kabul edilemez bir anlayıştır. Bu yanlış bakış açısını reddediyoruz. Hele ki topluma din hizmeti sunan, milletimizin gözbebeği olan Diyanet çalışanlarına yönelik böylesi tutumları asla kabul etmiyoruz. Kurum yöneticilerinin çalışanlar arasında ayrım yapma hakkı yoktur. Emek görmezden gelinemez, alın teri yok sayılamaz.
Asıl olan; sorumluluk bilinciyle hareket etmek, adaletli davranmak ve çalışanı koruyup gözetmektir. İnancımızın bize emrettiği ölçü de budur.
Yüce Allah’ın “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” buyruğu, emeğin ve gayretin ne kadar kıymetli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bizler de bu bilinçle; emeği yücelten, adaleti savunan ve hakkın yanında duran sendikal mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.

Diyanet ve Vakıflar camiasında görev yapan çalışanlarımızın yaşadığı sorunların kalıcı biçimde ele alınamadığını açıkça görüyoruz. Çalışanların kurumsal yapıya olan aidiyet duygusu güçlendirilememiş, güven ortamı arzu edilen seviyeye ulaşamamıştır. Bugün hâlâ her personelin gönül rahatlığıyla mensubu olduğu kurumla gurur duyması sağlanabilmiş değildir. Bunun temel sebebi ise yönetim anlayışında gerekli irade ve hassasiyetin yeterince ortaya konulamamasıdır.

Liyakati esas almak yerine kişisel yakınlıkların öne çıkarıldığı uygulamalar yaygınlık kazanmış, sendikal tercih üzerinden yapılan ayrımlar çalışma hayatına zarar verir hâle gelmiştir. Bu yaklaşım ne adildir ne de kabul edilebilir.
Hakkını talep eden, yanlış gördüğünü saygı çerçevesinde dile getiren çalışanların ötekileştirilmesi doğru değildir. Aksine, bu tavır toplumsal ve kurumsal gelişimin önünü tıkar.
İnancımız bize, kötülük karşısında sessiz kalmamayı, gücümüz nispetinde sorumluluk almayı emretmektedir.

Bu duruş; korkunun değil, imanın ve vicdanın göstergesidir. Bizler tam da bu bilinçle hareket ediyoruz. Yanlışa karşı ses yükseltmeyi, doğruyu savunmayı ve adaletin yanında durmayı bir tercih değil, bir görev olarak görüyoruz.

Allah’ın izniyle, sizlerin de desteğiyle; koşullar ne olursa olsun bu duruştan geri adım atmadık, bundan sonra da atmayacağız
Sendikamıza ve Konfederasyonumuza güvenerek destek veren her bir üyemiz, bizim için bir sayı değil; sorumluluğu ağır bir emanettir. Atılan her imza, bizlere; çalışma hayatına dair hakları savunma yetkisini ve yükümlülüğünü vermektedir.
Biz bu yetkiyi, sadece örgütsel bir formalite olarak değil; üyemizin sesi olma görevi olarak görüyoruz.

İşte bu anlayışla; şartlara göre yön değiştirmeyen, güce göre saf tutmayan, her zaman doğru bildiğini savunan Türkiye Kamu-Sen’le birlikte, Türk Diyanet Vakıf-Sen mensupları olarak bugün burada başımız dik, vicdanımız rahattır.

Türk Diyanet Vakıf-Sen olarak, çalışanlarımızın haklarını her zeminde savunmayı temel bir sorumluluk olarak gördük. Temsil ettiğimiz makamın ve taşıdığımız değerin bilinciyle; sabrı, nezaketi ve kararlılığı esas alan bir anlayışla hareket ettik.
Kimseyi incitmeden, ancak haksızlığa da sessiz kalmadan; hakkın ve adaletin hâkim kılınması için mücadele verdik ve vermeye devam ediyoruz. Topluma rehberlik eden din görevlilerinin ve Diyanet çalışanlarının, üstlendikleri sorumlulukla uyumlu bir saygı ve hakkaniyet anlayışıyla muamele görmesi gerektiğini her fırsatta dile getirdik. Bu nedenle çalışma hayatını doğrudan etkileyen pek çok meselenin gecikmeksizin çözüme kavuşturulması elzemdir.
Kurum yöneticileri ile çalışanlar arasındaki ilişkilerin sağlıklı bir zemine oturtulması; atama, nakil, görevde yükselme ve unvan değişikliği süreçlerinin adalet ve liyakat esaslı yürütülmesi artık bir zorunluluktur.
Lojman uygulamaları, görev yerlerinin sosyo-ekonomik şartlarıyla uyumsuz ücret politikaları, 3600 ek gösterge düzenlemesi, 4/B statüsünde görev yapan sözleşmeli, vekil ve geçici personelin kadro beklentileri görmezden gelinemez.

Bununla birlikte İLİTAM ve MBSTS uygulamalarında yaşanan sorunlar, hac, umre ve yurt dışı görevlendirmelerinde şeffaf ve objektif ölçütlerin uygulanmaması, isimsiz ya da sahte isimlerle yapılan şikâyetlerin yol açtığı mağduriyetler de mutlaka ele alınmalıdır.

Muhtarlar, dernek yöneticileri ve diğer kurumlarla kurulan ilişkilerin sağlıklı sınırlar içinde yürütülmesi; emeklilikte alınacak maaş ve ikramiyeler, camilerde para toplanması uygulamaları ile cami ve Kur’an kurslarının bakım, onarım ve temizliğine dair sorunların da kalıcı çözümlerle giderilmesi gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
Sendikacılık bir hizmet yarışıdır.

Önemli olan bu mücadelede bayrağı yere düşürmemek, başımızı öne eğdirmemektir.
Makamlar gelip geçicidir.
Kalıcı olan ise ilkelerdir.
Bizler, büyük bir emanet olarak gördüğümüz Türk Diyanet Vakıf-Sen’i ve onun temel ilke ve değerlerini geleceğe taşımak sorumluluğunu üstlendik.
Biz makam için değil, hakikat için yürüyeceğiz.
Biz menfaat için değil, adalet için konuşacağız.
Biz sadece eleştiren değil, çözüm üreten olacağız.

Sizlerle birlikte yeni dönemde daha çok çalışacağız, daha çok sahada olacağız, daha çok dinleyeceğiz. Kapılar kapalı değil açık olacak, ulaşılabilir olacak. Teşkilatımızın her bir üyesi kendini bu yapının öznesi olarak görecek. Bizim davamızda kibir yoktur, kibirle yol alınmaz.
Bizim davamızda ayrım yoktur, ayrımla büyünmez.
Bizim davamızda yılgınlık yoktur, yılgınlıkla kazanılmaz.
Biz bu teşkilatı hep birlikte büyüteceğiz.
Biz birbirimize güvenerek, birbirimizi tamamlayarak ilerleyeceğiz.

Sözlerimi tamamlarken; sendikamızın bugünlere gelmesinde emeği ve katkısı bulunan tüm üyelerimize, teşkilatımızın her kademesinde sorumluluk üstlenen temsilcilerimize ve yöneticilerimize gönülden teşekkür ediyorum.
Görev süresi sona eren genel Başkanımız Sayın Nuri Ünal’a ve yönetim kurulu üyelerine, Türk Diyanet Vakıf-Sen camiasına sundukları değerli hizmetlerden dolayı teşekkürlerimi sunuyor; görevi devralan yeni yönetimimize Yüce Rabbimden hayırlı ve bereketli çalışmalar diliyorum.

Ayrıca Sendika ayrımı gözetmeksizin Diyanet ve vakıflar çalışanlarının sorunlarını her mecrada dile getiren Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Yaşar YıldırımBaşkanımıza ve bu davanın vefalı lideri Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Devlet Bahçeli Bey’e teşekkür ediyor, kıymetli destekleri için şükranlarımı sunuyorum.

Rabbim birliğimizi daim, dirliğimizi kaim, yolumuzu açık eylesin.
8. olağan genel kurulumuzun; Teşkilatımıza, Türkiye Kamu-Sen ailesine, Diyanet ve vakıflar çalışanlarına, milletimize ve ülkemize hayırlar getirmesini diliyor, hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum” diyerek sözlerini noktaladı.

ÖNDER KAHVECİ: BİZ DEĞERLERİMİZ VE DURUŞUMUZLA SENDİKACILIK YAPIYORUZ

Türk Diyanet Vakıf-Sen 8. Olağan Genel Kurulu’nda katılımcılara hitap eden Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanımız Önder Kahveci,
8. Olağan Genel Kurulu’nun hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Genel kurul sürecimizin camiamıza ve tüm kamu görevlilerimize hayırlı olmasını diliyorum” dedi. Kahveci;
“Türkiye Kamu-Sen, sendikal mücadelesine “Türkiye sevdamız, ekmek için kavgamız” diyerek başladı. Biz, memleket sevdasını emek mücadelesinin önüne koyan yeni bir yaklaşım ortaya koyduk ve sendikal hayatta yeni bir yol açtık. Bundan sonra da milletimize ve kamu çalışanlarımıza hizmet etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.

Türkiye Kamu-Sen güçlü ve ilkeli bir sendikacılık anlayışıyla hareket etmektedir. 1992 yılında hangi kuruluş değerleriyle yola çıktıysak, bugün de aynı değerleri yaşatarak sendikacılık yapıyoruz. Bugün makamı değişince mevzisini değiştiren sendikacılar ve sendikalar görüyoruz. Ancak biz değişmeyenlerin tarafındayız. Türkiye Kamu-Sen bir çınardır ve büyümeye devam edecektir. Bu kurum, kurulduğu dönemde kıymetli büyüklerimizin ortaya koyduğu fikirlerle şekillenmiş; milli ve manevi değerlere sahip çıkan sendikal mücadelenin 34 yıldır nasıl yapılacağını tüm Türkiye’ye göstermiştir.

Bugün 600 bin kişilik büyük bir aileye ulaşarak Türkiye’nin sendikası haline geldik. Amacımız, Türkiye Kamu-Sen’in tüm hizmet kollarında yetkili sendika olarak masada yer almak ve kamu çalışanlarımızın haklarını en güçlü şekilde savunmaktır. Bir hizmet kolunda bunu başardık ve yetkili sendika olarak toplu sözleşme masasına oturduk.

Bu teşkilat, değerlerle var olmuştur. Bir üye fazla kazanacağız diye inandığımız değerlerden asla ödün vermeyeceğiz. Sayısal çoğunluk elbette önemlidir; ancak değerlerimizi bir kenara bırakarak sendikacılık yapmak bizim anlayışımız değildir.

Aralık ayı enflasyon oranları açıklandı. Kamu çalışanlarımız için yüzde 11 artışla birlikte toplamda yüzde 18,60 oranında bir iyileştirme yapıldı. Ancak enflasyon farkını, memurlarımıza ve emeklilerimize yapılmış bir zam gibi göstermek doğru değildir. Enflasyon farkı, sadece yaşanan kayıpların telafisidir.

Bu artış yeterli değildir. Gerçekleşen enflasyona göre değil, hedeflenen enflasyonun yüzde 30’un üzerinde gerçekleştiği bir ortamda yapılan artışlara göre değerlendirilmelidir. Hakkaniyetli ve adil bir yaklaşım için kamuda bozulan ücret dengesinin mutlaka yeniden tesis edilmesi gerekmektedir. Bunun için ek zam yapılmalı, ayrıca enflasyonun üzerinde bir refah payı verilmelidir.

Vergide adaletin sağlanabilmesi için vergi diliminin yüzde 15’te sabitlenmesi şarttır. Birinci dereceye gelen kamu görevlilerinin 3600 ek göstergeleri de bir an önce hayata geçirilmelidir.

Hakem Kurulu sürecine gittik. “Gittiniz mi, gitmediniz mi?” tartışmaları yaşandı. Biz gittik ve orada bazı yanlışları düzelttirdik. Meclis sürecinde de mücadelemizi sürdürdük.

Diyanet çalışanlarının en güçlü savunucusu olan Yaşar Başkanımıza bu vesileyle teşekkür ediyoruz. Kendisi bu kitlenin sesi olmuştur.

Bizler, komisyonlarda ve Genel Kurul süreçlerinde memurlarımızın ve emeklilerimizin sesini duyurmak için yoğun çaba sarf ettik. Bu mücadele günübirlik değildir. İşin özü şudur: Türkiye Kamu-Sen, Türk memurunun yanındadır. Kamu-Sen varsa umut vardır.

Devletin, milletin, vatanın ne anlama geldiğini bugün çok daha iyi görüyoruz. Anlamayanlara Devlet Bahçeli çok net şekilde anlattı. Devlete sahip çıkılmazsa başa neler geleceğini hep birlikte gördük. Memlekete sahip çıkmayacaksak, sendikacılığı nerede yapacağız? Bireysel haklarımızı nerede savunacağız? Bir kişi çıkıyor, başka bir ülkede bağımsız bir devletin başkanını derdest ediyor. Uluslararası hukuk nerede? Adalet nerede? Bizim mücadelemiz, hak yerini bulana kadar sürecektir.

Kimse ses yükseltmezken biz Gazze için sessiz kalmadık. Nerede bir zulüm, nerede bir mezalim varsa, biz asla sessiz kalmayız.

Bu duygu ve düşüncelerle tekrar Türk Diyanet Vakıf-Sen 8. Olağan Genel Kurulumuzun hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

YAŞAR YILDIRIM: BİZİM SAFIMIZ, HİLALİN, HAKKIN YANIDIR

Türk Diyanet Vakıf-Sen 8. Olağan Genel Kurulu’nun hayırlı olmasını dileyerek sözlerine başlayan MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Yaşar Yıldırım; “Diyanet, bizim için her zaman çok kıymetlidir; her zaman, her yerde savunduğumuz bir kurumdur. Diyanet’e yapılan saldırı, doğrudan İslam’a yapılmış bir saldırıdır. Kim Diyanet’e, kim İslam’a saldırırsa karşısında bizi bulur.

Susmayacaksınız, çekinmeyeceksiniz. Diyanet İşleri Başkanı kim olursa olsun, Yargıtay’ın açılışında dua etti diye saldırıya uğrayacak, herkes susacak; biz susmayız. Biz ses çıkarırız, sahip çıkarız. Biz yutmayız.

Allah’ın kitabına “orta çağ zihniyeti” diyenlere cevap vermeyecek miyiz? Elbette vereceğiz. Meclis’te, gözlerinin içine baka baka vereceğiz. Bu bir duruştur. Bu âlimlik meselesi değil, bir tavır meselesidir. Bu sizin tavrınızdır; ben sizi temsil ediyorum.

Diyanet’e neden saldırıyorlar? Çünkü İslam’ı yıpratmak istiyorlar.

Biz hakkı her yerde, her zaman, herkese karşı savunacağız. Bu konuda hiç kimseden çekincemiz, endişemiz, korkumuz yoktur. Bizim tek bir korkumuz vardır; o da Allah’tan korkmaktır.

Diyanet’e saldırmayı bir moda hâline getirip arkasından giden pek çok insan var. Sahip çıkmazsanız, sahipsiz sanırlar. Bize düşen görev, net bir tavır koymaktır. Bu mücadelenin şekli budur.

Bizim safımız, hilalin hakkının yanıdır. Bizim tarafımız Allah’ın kitabının ve Resulullah’ın yolunun tarafıdır. Camiler üzerinden tartışmalar yapılıyor. Oysa cami, bir beldenin kimliğidir.

Her camide imam ve müezzin olmalıdır. İmamlarımız kadro sahibi olmalıdır. Kur’an kursu öğreticileriyle ilgili yaklaşık 20 yıldır süren bir problemimiz var. Bu sorun mutlaka çözülmelidir. Çocuklarımıza Allah’ın kitabını öğreten Kur’an kursu öğreticilerimizin hak ve hukuklarının teslim edilmesi, en büyük arzularımızdandır.

Türkiye Kamu-Sen, memur sendikacılığında en özgür ve en güçlü ağırlığa sahip sendikadır. Bizim gözbebeğimizdir. Bugüne kadar kırmadan, dökmeden sendikacılık yaptılar. Ancak mesele sadece sendikacılıkla sınırlı değildir. Birçok değerin, kendi çocuklarımıza ve üyelerimize de öğretilmesi gerekir.

Sayın Genel Başkanımızın bize ve Genel Kurul’a söylediği gibi, iç güvenliği mutlaka tesis etmeliyiz. Neden? Maduro’nun düştüğü duruma düşmemek için. Güvenliğin olmadığı yerde siyaset olur mu, ticaret olur mu, ibadet olur mu? Önce güvenliğinizi sağlayacaksınız.

Avrupa Birliği ülkeleri “Güvenliğimizi kime teslim edeceğiz?” diyor. Haberlere bakıyoruz. Güvenliğini ABD’ye teslim etmişsin; ABD 70 yıl sonra “Ben artık bakmıyorum” diyor. Grönland’ı alacağım diyor, Venezuela’nın petrolünü aldı, şimdi Danimarka sınırlarına dayandı.

İsrail-İran savaşında yaşananlar ortada. İsrail, İran’ın içinde drone imal etti, hedefleri içeriden vurdu. İç cephe çökmüş. İşte bu yüzden iç cephenin önemi hayati önemdedir. Buna müsaade etmeyeceğiz. Bu nedenle Terörsüz Türkiye hedefine mutlaka ulaşmamız gerekiyor. Sayın Genel Başkanımız bu hedefin fikir mimarıdır. Cumhur İttifakı sahip çıkmıştır, devlet sahip çıkmıştır.

Geleceğimiz için Terörsüz Türkiye’yi inşa etmek zorundayız. Provokasyonlara rağmen, her şeye rağmen bunu hayata geçireceğiz.

Ama Türkiye’ye bir şey olursa, İslam dünyası büyük yara alır. Bu coğrafya, ümmet-i Muhammed’in son güvenli kalesidir. Bu bilinçle bakmalı ve sahip çıkmalıyız. Görevimiz büyüktür.

Bu vesileyle Türk Diyanet Vakıf-Sen’in 8. Olağan Genel Kurulu’nu bir kez daha tebrik ediyor, başarılar diliyorum.”dedi.

TÜRK DİYANET VAKIF-SEN 8. OLAĞAN GENEL KURULUNUN ARDINDAN YAPILAN SEÇİMDE YENİ YÖNETİM KURULU ŞU İSİMLERDEN OLUŞTU:
 
KADİR ŞAHİN (GENEL BAŞKAN)
 
Hilmi Şanlı (Genel Bşk. Yrd.)

Fatih Şahin (Genel Bşk. Yrd.)

Hamza Alaçam (Genel Bşk. Yrd.)

Ali Tuna (Genel Bşk. Yrd.)

Sabahattin Sağlam (Genel Bşk. Yrd.)

Metin Saltan (Genel Bşk. Yrd.)